<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Sinan Çakaloz, Silisten sitesinin yazarı</title>
	<atom:link href="https://silisten.com/author/sinancakaloz/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://silisten.com/author/sinancakaloz/</link>
	<description>Silisten</description>
	<lastBuildDate>Fri, 16 Jan 2026 06:37:43 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://silisten.com/wp-content/uploads/2026/01/cropped-t-dark-32x32.png</url>
	<title>Sinan Çakaloz, Silisten sitesinin yazarı</title>
	<link>https://silisten.com/author/sinancakaloz/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Spor / Futbol İlişkimiz</title>
		<link>https://silisten.com/spor-futbol-iliskimiz/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sinan Çakaloz]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 16 Jan 2026 06:32:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Silis'Ten Köşe]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://silisten.com/?p=5750</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sayın Okurlar, değişmeyen gündemler içinde benim de ruhsal durumum değişmediği için hiç yazmadım uzunca süredir. Ancak –“şimdi konu mu kalmad?”ı diyebilirsiniz- yine havada milyon Euro’ lar bana göre değişmeyecek gerçekler için uçuşmaya başlayınca yazmak istedim. Bu yazının benzerleri son olarak Silisten dahil daha önce başka sitelerde de yayınlandı ama nasıl olsa bizde güncellik pek kaybolmuyor. [&#8230;]</p>
<p><a href="https://silisten.com/spor-futbol-iliskimiz/">Spor / Futbol İlişkimiz</a> yazısı ilk önce <a href="https://silisten.com">Silisten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Sayın Okurlar, değişmeyen gündemler içinde benim de ruhsal durumum değişmediği için hiç yazmadım uzunca süredir. Ancak –“şimdi konu mu kalmad?”ı diyebilirsiniz- yine havada milyon Euro’ lar bana göre değişmeyecek gerçekler için uçuşmaya başlayınca yazmak istedim. Bu yazının benzerleri son olarak Silisten dahil daha önce başka sitelerde de yayınlandı ama nasıl olsa bizde güncellik pek kaybolmuyor. İstikrarlıyız.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Öncelikle benim ilk başarı/başarısızlık algım başarının/başarısızlığın sıradanlaşmasıdır. Eğer bir başarı, konu her ne ise sıradan-olağan-rutin (veya her ne derseniz ) hale gelirse büyüktür, mutluluk vericidir, önemlidir. Örneğin okul hayatınızın herhangi bir döneminde herhangi bir dersten bir defa tam not almanız bence başarı değildir. Eğer bir başarısızlık, konu her ne ise sıradan-olağan-rutin (veya her ne derseniz) hale gelirse büyüktür, acı vericidir ve önemlidir. Örneğin okul hayatınızın her hangi bir döneminde herhangi bir dersten bir defa felaket bir not almanız bence başarısızlık değildir. Olur. Gelelim ikinci başarı algıma. Konuyu uzatmamak için spordan gideceğim. (Düşünün ki bu uzatılmamış yazı) Benim için sporda başarı uluslararası ortamda rutin bir biçimde alınan şampiyonluklar veya en azından oynanan finallerdir.&nbsp; İşte şimdi gelelim bu konuların futbolumuz ile ilişkisine. Biz temel spor ve özellikle erkek egemen futbol altyapımızı (alt yapıdan kastım sadece antrenman sahaları, araçları vb değil, spora yaklaşım kültürümüz, spor eğitim algımız, yetenek seçme yapımız vb vb) değiştirmediğimiz sürece, milyon Eurolar istenildiği kadar saçılsın hiçbir başarı sıradan bir şekilde elde edilemeyecektir. Edilmemiştir de. Bana rutin olarak uluslararası ortamda kulüp takımı veya ulusal takım olarak elde ettiğimiz şampiyonlukları (futbolda) gösterin lütfen.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Anımsayın geçen yıl benim bildiğim en az 12 milyon Euro maliyet ile Jose Mourinho Fenerbahçe’ye geldi. (Ve bu yıl başı gitti.) Azalan paramız dışında ne değişti. Galatasaray’ da Osimhen maliyeti için 60 Milyonlar (Euro) seviyesi konuşuluyor. Peki geçen sene Galatasaray Avrupa şampiyonu mu oldu? Peki bu sene olacak mı? % 99 hayır. Halen ara transfer sezonunda konuşulan, ödenen rakamlara bakın. Ve şu anda Avrupa kupalarında oynayan tek bir futbol takımımız yarı final oynasın ben başarı diyeceğim kendimle çelişme pahasına. Bu kadar harcanan para sonucunda bu yıl da, gelecek yıl da ve izleyen yıllarda da olacakları söyleyeyim. % 33.3 gibi olasılıkla Galatasaray, Fenerbahçe, Beşiktaş’ dan biri Türkiye’ de zaten şampiyon olacak. Ki bu paralar harcanmasa da böyle olacaktı, bu zamana kadar oldu da. Bu üçlüye Tranzonspor da katılırdı ama şu anda bildiğim kadarı ile pek katılamıyor. Ama diyelim ki eski Trabzonspor. Olasılık %25 garanti zaten. Yineliyorum o paralar harcansa da harcanmasa da!</p>



<p class="wp-block-paragraph">Gelelim sadede o zaman ne yapmalıyız? Bana göre;</p>



<ul class="wp-block-list">
<li>Başarı / başarısızlık algımız değişecek</li>



<li>Spor algımız erkek egemen profesyonel 3-4 takımlı yerele mahkum futbol branşından çıkacak.</li>



<li>Kesinlikle yetenek avcılığı (aslında sadece sporda değil) kurumsallaştırılacak. (Devlet eliyle)</li>



<li>Kesinlikle harcanan paralara yaş (vb. diğer nedenler) gibi kriterler getirilecek. Ayrıca harcanan paralar sonucunda izleyen sezonlarda elde edilen gerçek başarılar takip edilecek. Eğer bir başarı yok ise transfer sınırlamaları getirilecek.</li>



<li>Kulüplerin kendi altyapılarından ne kadar futbolcu yetiştirebildikleri izlenecek ve sonuç başarısız ise yine transfer sınırlamaları getirilecek.</li>
</ul>



<p class="wp-block-paragraph">Eğer bunları yapmayacaksak ama en en temelde başarı/başarısızlık algımız değişmeyecek ise tarihi başarılar ve rutin başarısızlıklar için saçılan paralarla yaşayacağız.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Eğer futbol halimizden memnunsanız bana da söz düşmez.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Yazar</strong> : Sinan Çakaloz</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Fotoğraf</strong> :  Pexels</p>



<p class="wp-block-paragraph"></p>
<p><a href="https://silisten.com/spor-futbol-iliskimiz/">Spor / Futbol İlişkimiz</a> yazısı ilk önce <a href="https://silisten.com">Silisten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Otobüse Hangi Kapıdan Binilir</title>
		<link>https://silisten.com/otobuse-hangi-kapidan-binilir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sinan Çakaloz]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 16 Nov 2022 04:07:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Silis'Ten Köşe]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.silisten.com/?p=5294</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bu yazıda dile getirilecek görüşleri Covid öncesinde de başka yayın organlarında dile getirmiştim. Değişen bir şey yok bence. Bir de bende artık bildiğinize inandığım saplantılar var. Konudan bağımsız düşünce sistematiğimiz en temel noktadan başlamalı. Bir konuda en temel noktadan başlayarak nasıl düşünüyorsak, her konuda o sistematikle  düşünürüz bana göre. Ben Covid öncesinde çok yoğun bir [&#8230;]</p>
<p><a href="https://silisten.com/otobuse-hangi-kapidan-binilir/">Otobüse Hangi Kapıdan Binilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://silisten.com">Silisten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Bu yazıda dile getirilecek görüşleri Covid öncesinde de başka yayın organlarında dile getirmiştim. Değişen bir şey yok bence. Bir de bende artık bildiğinize inandığım saplantılar var. Konudan bağımsız düşünce sistematiğimiz en temel noktadan başlamalı. Bir konuda en temel noktadan başlayarak nasıl düşünüyorsak, her konuda o sistematikle  düşünürüz bana göre.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ben Covid öncesinde çok yoğun bir şekilde kamu araçlarını kullanırdım. Biraz da işim nedeni ile zamanı ayarlama şansım olduğundan aracımı ya çıkarmaz ya ofis otoparkına bırakır metrobüs, metro, belediye otobüsü, Marmaray artık güzergaha göre her ne uygun ise onlarla giderdim müşterilerimize. Bu sayede inanılmaz kitap okurdum. Covid sonrası yeniden özel araca döndüm gibi. Şimdi bu anlatacağım olay güzergahtan bağımsız (güzergahtan bağımsız sözü önemli çünkü canım orda öyle olur kavramı söz konusu değil) İstanbul’un her tarafında belediye/halk otobüsleri için geçerlidir. Biliyorsunuz otobüslerimize önden binilir, akbil okutulur, orta arka kapılara ilerlenir. (Metrobüs, Marmaray, Metro gibi araçlara biniş farklı mantıkla olduğundan yazı konusu dışıdır.) Özellikle işe gidiş dönüş saatlerinde önce gerçekten otobüse önden binmeye başlıyoruz ve sonra hemen bitti. Niye. Bilmem. Bitti. Sürücü ve benim gibi birkaç aykırı ilerleyelim diyor ve sonra o da bitiyor ve sürücü orta/arka kapıları açarak yolcuları oradan alıyor. Sonra o yolcular (büyük çoğunluk) akbillerini ön tarafa gönderiyorlar ve önde yığılan yolcular arkadan gelen akbilleri okutup tekrar iade ediyorlar. &nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Şimdi analize başlayalım;</p>



<ul class="wp-block-list">
<li>Ön kapıdan normal olarak binen yolcu neden arka kapılara ilerlemez.
<ul class="wp-block-list">
<li>Cevap otobüs doldu.
<ul class="wp-block-list">
<li>O zaman arka kapılar açılsa da yolcu binememeli.</li>
</ul>
</li>
</ul>
</li>



<li>Ama bir sürü yolcu bindi mantıklı mı?
<ul class="wp-block-list">
<li>Cevap mantıksız.
<ul class="wp-block-list">
<li>O zaman aslında otobüs yeterince boştu.</li>
</ul>
</li>
</ul>
</li>



<li>Akbil okutan yolcu hangi akbili okuttu.
<ul class="wp-block-list">
<li>Arkadan binen yolcunun akbilini okuttu.
<ul class="wp-block-list">
<li>Nasıl olabilir? Otobüs doluydu hani. Tekrar soru?</li>
</ul>
</li>
</ul>
</li>



<li>Neden öndeki yolcu arkadan binen yolcunun (üstelik de bu Covid zamanında) arkadan gelen akbiline temas ederek okutur.
<ul class="wp-block-list">
<li>Neden başkasının akbilini okutacağına ilerleyemediğini düşündüğü ama belli ki boş olan yerlere gidip ön tarafı rahatlatmaz.
<ul class="wp-block-list">
<li>Ben yoruldum Sayın Okurlar cevabım yok. Cevabı siz verin.</li>
</ul>
</li>
</ul>
</li>
</ul>



<p class="wp-block-paragraph">Ama yok, hadi gelin analize devam edelim.</p>



<ul class="wp-block-list">
<li>Otobüsün camları var ve içerisi görülebiliyor mu?
<ul class="wp-block-list">
<li>Cevap evet. Yani karar vermemiz gerekli konuyu ve içeriği şeffaf bir biçimde önceden görebiliyoruz.</li>
</ul>
</li>



<li>Kurallar belli, mantıklı ve açık ve yeterince kısa mı?<ul><li>Cevap evet. Yazılı olarak benim bildiğim otobüsün içinde vb yazılı. Sürücü ayrıca uyarıyor.</li></ul>
<ul class="wp-block-list">
<li>Peki ülkemizin ve &nbsp;ülkemizden öte dünyanın olayları bu kadar basit! Ve yalın! Ve somut mu!
<ul class="wp-block-list">
<li>Cevap tabi ki hayır. Örneğin gıda sorunu. Önce toprakla, denizle vb ilgili değil mi?
<ul class="wp-block-list">
<li>Cevap evet. Peki örneğin toprak konusu. Önce hukuki anlamda mülkiyet/tahsis, sonra toprağın temizliği (kimyasal atık vb ile kirlenmemesi), yeterli ve doğru sulama, sonra ekim, üretim, son tüketiciye ulaşım süreçleri&nbsp; vb vb gıda konusunun içeriği değil mi?
<ul class="wp-block-list">
<li>Cevap evet.</li>
</ul>
</li>
</ul>
</li>
</ul>
</li>
</ul>
</li>



<li>Peki o zaman bir başka soru. Eğer biz bu kadar açık, somut, mantıklı, kuralları belli bir konuda (otobüse önden binilir, arkadan inilir) bizzat halen tanığı olduğum/olduğumuz bir şekilde bu şekilde davranıyorsak, çok daha karmaşık, farklı özellikleri olan ve bu yüzden doğal olarak farklı bakış açıları, çözüm önerileri gerektiren konularda&nbsp; (örneğin : gıda) nasıl kararlar alacağımızı düşünüyorsunuz?
<ul class="wp-block-list">
<li>Cevap? Karar sizin.</li>
</ul>
</li>
</ul>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Fotoğraf : Magda Ehlers</strong></p>
<p><a href="https://silisten.com/otobuse-hangi-kapidan-binilir/">Otobüse Hangi Kapıdan Binilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://silisten.com">Silisten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Son “Olmayacak!” Trafik Kazaları</title>
		<link>https://silisten.com/son-olmayacak-trafik-kazalari/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sinan Çakaloz]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 06 Sep 2022 10:02:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Silis'Ten Köşe]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.silisten.com/?p=5250</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sabah sabah iç karartıcı bir başlık ve yazı. Ben masumum. (Zaten hepimiz her konuda daima masumuz.) TDK’ya göre kaza kelimesi&#160; “istem dışı veya umulmayan bir olay dolayısıyla bir kimsenin, bir nesnenin, veya bir aracın zarara uğraması” anlamındaymış. İnternetten veya varsa elinizde TDK sözlüğünden bakabilirsiniz. Soru şu, bizdeki trafik “kazaları” ne kadar bu tanıma uyuyor. Bizdeki [&#8230;]</p>
<p><a href="https://silisten.com/son-olmayacak-trafik-kazalari/">Son “Olmayacak!” Trafik Kazaları</a> yazısı ilk önce <a href="https://silisten.com">Silisten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sabah sabah iç karartıcı bir başlık ve yazı. Ben masumum. (Zaten hepimiz her konuda daima masumuz.)</p>
<p>TDK’ya göre kaza kelimesi&nbsp; “istem dışı veya umulmayan bir olay dolayısıyla bir kimsenin, bir nesnenin, veya bir aracın zarara uğraması” anlamındaymış. İnternetten veya varsa elinizde TDK sözlüğünden bakabilirsiniz. Soru şu, bizdeki trafik “kazaları” ne kadar bu tanıma uyuyor. Bizdeki “kazalar” istem dışı mı, umulmuyor mu? Yoksa tam tersine olağan mı? Ve eğer olağan ise asıl sorun vahametin sıradanlaşması mı?</p>
<p>Lütfen anımsayın haziran ayındaki “Trafik Sorunu” başlıklı yazı ile temmuz ayındaki “Son Otobüs Kazası” yazılarını. O yazılarda sorunun nedeninin umulmamanın tam tersine yapısal olduğunu açıklamaya çalışmıştık editörümle. Yine lütfen anımsayın dün dahil son günlerde olan “kazaları”. Örneğin dünkü kazalardan biri Gerede gişelerinde bir aracın bariyerlere saplanması ve 3 can kaybı. Yukarıda bahsettiğim yazılarda bir yolcu otobüsünün gündüz gözü yine paralı yolda viyadük ayaklarına çıktığını hatırlatmıştım. Zaten o yazının gerekçesi otobüs kazası da Edirne’den Bodrum’a İstanbul! üzerinden giderken yine otoyolda sabah hava aydınlıkken yaşanmıştı. Son zamanlardaki diğer kazalardaki kaza sonrası organizasyonel hata iddialarına değinmiyorum bile. (Bir kamu görevlisi&nbsp; sanırım daha pasif bir göreve atandı hatta bu gerekçe ile.)</p>
<p>Bıktınız, bıktınız benden ama ne olur benden değil böylesine aynı gerekçeler ile ölmekten bıkın aslında. Bu kadar aynı olay “kaza” olabilir mi? Yoksa bu kadar “kaza” aslında “kaza” değil mi?</p>
<p>Sayın Okurlar, bu kazaların iki temel nedeni var bana göre. Aslında tek nedeni var da iki diyelim. İlki bireysel (Bireysellik aslında kurumsaldır. Yani bireysellik &nbsp;toplumsal davranış kültürümüze, eğitimimize bağlıdır&nbsp; yine bana göre. Neyse bunu geçelim.) İkincisi kurumsaldır.&nbsp; Sayın Okurlar, biz bireysel olarak;</p>
<p>-Arabayı yürütme ile arabayı kullanma kavramlarını birbirine karıştırıyoruz. Hangi bilinç durumunda olursanız olun. Hangi bireysel aidiyetleriniz (yaş, cinsiyet, eğitim vb vb) olursa olsun hele de yeni nesil&nbsp; araçları yürütürsünüz. Bu kadar basit. Ama kullanamıyor olabilirsiniz. (İsteyen kullanma kelimesinin de bu yazıda olabilecek anlamına TDK’dan bakar.) Bunu anlamak zorundayız. Bana göre bizim çok ama çok büyük çoğunluğumuz aracı yürütüyor. Doğru kullanmıyor.</p>
<p>&#8211; Çok temel bir yanılgı daha. Defalarca yazdım hızlı araç kullanmak kaza nedeni değildir. Hızlı araç kullanıldı diye kaza olmaz. Kötü kullanıldığı için olur. İsteyen herkes ile noter huzurunda buzda zincirsiz, mıcırın ütünde veya yağmurda hızlı araç kullanırım. Sadece bu test için bana yasal sorun çıkmayacağının garantisi verilsin. Hiçbir şey olmaz. Çok basit bir şey var fizik kurallarına uyun yeter.(Bundan sonra yazacaklarımı yapmayın tabi. Sadece fizik kuralı açıklıyorum) Buzda zincirsiz, mıcırın üstünde takır tukur taş atmayı umursamıyorsanız basın gaza. Ne olur, hiçbir şey olmaz. Sorun arabanın gitmesinde değil durmasında ve/veya ani hareketlerdedir çünkü. Bakın görebileceğiniz en uzak mesafeye ve o mesafeye en uygun en yüksek hıza çıkarın aracınızı (yasal limitlerin altında kalın tabi ve aslında yapmayın). Yineliyorum hiçbir şey olmaz. Teker döner. Teker dönüyorsa da araç yolunda gider. Sorun, yola tam olarak bakmaz ve aniden durmanız gerektiğini bir gerekçe ile düşünür ve ikinci hatayı yapar frene basarsanız veya direksiyonu sertçe çevirirseniz &nbsp;işte o anda başlar. Çünkü o ana kadar aslında teker tam olarak yola tutunmuyordu. Sabit yol ile lastiğin arasında sabit olmayan ikinci bir katmanın üzerinde gidiyordunuz aslında. Ama gittiğiniz için sorun olmuyordu. Ve durdunuz. Aslında durduğunuzu sandınız. Duran sadece lastiklerdir. Ama lastiklerin altındaki sabit olmayan katman doğal olarak yüklenen enerji (durma enerji üretir) ile isteminiz dışında harekete devam eder ve olan olur.&nbsp; Evet Sayın Okurlar, biz bireysel olarak fizik kurallarını algılamayı düşünüyor muyuz? Yani bireysel olarak da gerçek nedenler ile o nedenlerin olası sonuçları arasındaki ilişkiyi doğru analiz ediyor muyuz? Yoksa biz “trafik canavarı, yavaş yavaş git vb” kavramları mı tercih ediyoruz.</p>
<p>Peki biz kurumsal olarak nasıl yaklaşıyoruz bu konuya. Örneğin biz;</p>
<ul>
<li>Daha ana okulundan başlayarak bir temel trafik algısı, araç kullanma eğitimi (go kart araçları ile düzenli olarak fiilen) yaya olarak da -ciddiyim- yollarda hareket etme eğitimini müfredatımıza dahil ettik mi? Ve veya düşünüyor muyuz ? (Var da ben bilmiyorsam peşinen özür diliyorum ilgililerden.)</li>
<li>Bu kadar karayolu bazlı ulaşım mantığını değiştirmeyi hiç düşündük mü? (Şehir içi şehir dışı.) Oto yol yapmak çözüm mü? Lütfen benim yazdıklarımı boş verin sadece medyada son günlerdeki kazaların yerlerine bakın.</li>
<li>Trafik “sorunu” dediğimiz sorunun bir sorun değil mevcut ve geleceğe genel olarak bakışımızın (nüfus nitelik, nicelik yapısı, kentleşme, çevre, sanayileşme vb vb) sonucu olduğunu en azından tartışmaya açmayı düşünüyor muyuz?</li>
</ul>
<p>Çok uzattım kesiyorum. Eğer tüm bunları değiştirmeyi bıraktım, tartışmayı gündeme almıyorsak bireysel ve kurumsal neyin neden değişmesini bekleyebiliriz. Ve eğer bunu yapmıyorsak yaşadıklarımız kelime anlamı ile “kaza” mı?</p>
<p>Karar sizin.</p>
<p><strong>Fotoğraf : Taras Makarenko</strong></p>
<p><a href="https://silisten.com/son-olmayacak-trafik-kazalari/">Son “Olmayacak!” Trafik Kazaları</a> yazısı ilk önce <a href="https://silisten.com">Silisten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Öğretmenlerimizin Sınavla Sınavı</title>
		<link>https://silisten.com/ogretmenlerimizin-sinavla-sinavi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sinan Çakaloz]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 25 Aug 2022 17:37:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Silis'Ten Köşe]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.silisten.com/?p=5241</guid>

					<description><![CDATA[<p>Baştan yazayım annem lise matematik öğretmeniydi, babam sanat tarihi, sanat yorumu hocasıydı. Üstelik babam o zamanki tanım/işlevleri ile eğitim enstitüsünde (yani öğretmen yetiştiren kurum) resim bölüm şefiydi. Dedem ve babaannem de öğretmendi. Kısaca öğretmen bir aileye mensubum. Yani  bıraktım objektif gerekçeleri ailem nedeni ile öğretmenlerden tarafım. Bir süre önce FOX TV’de şu anda adını anımsamıyorum [&#8230;]</p>
<p><a href="https://silisten.com/ogretmenlerimizin-sinavla-sinavi/">Öğretmenlerimizin Sınavla Sınavı</a> yazısı ilk önce <a href="https://silisten.com">Silisten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Baştan yazayım annem lise matematik öğretmeniydi, babam sanat tarihi, sanat yorumu hocasıydı. Üstelik babam o zamanki tanım/işlevleri ile eğitim enstitüsünde (yani öğretmen yetiştiren kurum) resim bölüm şefiydi. Dedem ve babaannem de öğretmendi. Kısaca öğretmen bir aileye mensubum. Yani  bıraktım objektif gerekçeleri ailem nedeni ile öğretmenlerden tarafım.</p>
<p>Bir süre önce FOX TV’de şu anda adını anımsamıyorum bir uzman, üniversite eğitimi için  öğrenci adaylarına tek başına yeterli değil, 4 yıllık bir eğitim ile 30 yıl sonra değişen bir dünyanın durumuna ilişkin bilgi edinemezsiniz, a, b, c kavramlarını yapmalısınız diyordu.  Çok mantıklı. Bugünün tıp ve/veya başka herhangi bir ana bilim dalı verileri yarın aynı olacak mı?</p>
<p>Peki nereye geldik? Neden öğretmenler bir defa mezun olmaları ile artık uzmandırlar, bu nedenle sınav vb olamaz diyoruz? Üniversite öğrencisine 4 yıl yetmez dünya değişiyor her an gelişmelisin önerisi mantıklı, doktorların ömür boyu okuyup aşama aşama, doçent, profesör olmaları mantıklı ama asıl onları o günlere hazırlayan öğretmenlerin ilgili okuldan mezun olmaları yeterli. Ne dersiniz?</p>
<p>Peki bu konunun çözümü her nasıl ise sınav mı? Üstelik bu sınava girmek zorunlu da değil. Eğer sınav gerekli ise para için (kazananlarda maaş artışı olacakmış) değil, çocuklarımızın iyi eğitimi için gerekli olmalıdır. Girmeyen ve/veya başarılı olamayan aynı okulda eğitime devam edecek. Başarısız ise neden eğitim vermeye devam edecek?</p>
<p>Şu anda artık sen ne demek istiyorsun diyorsunuz büyük olasılık. Evet şimdi ben ne demek istiyorum açıklayayım. Örneğin bir fizik öğretmeninden hareket edelim. (Siz fizik yerine istediğiniz branşı koyun.)</p>
<ul>
<li>Her 4 veya en geç 5 yılda bir, iki ana temel konudan oluşan objektif eğitimler düzenleyelim. 1. konu her branş için çocuk/ergen psikolojisindeki yeni kavramlar olsun. 2. konu örneğimiz için fizik alanında oluşan yeni kavramlar, gelişmeler, teoriler olsun. Tabi ki MIT de profösör düzeyinde eğitim demiyorum. Ama öğretmenimiz yeni, ana, temel kavramları özümsemeli ki yetiştireceği/yetiştirmekte olduğu öğrenciye güncel bilgiler verebilsin, değişim kavramına uyum sağlamasına katkıda bulunsun.</li>
<li>Bu eğitimler internette vb olmasın. Uygun bir zamanlama ile Milli Eğitim Bakanlığı güzel tesislerde öğretmenlerimiz toplayarak, bilim insanlarına bu eğitimleri verdirsin. Örneğin öğretmenlerimizin bir veya birkaç dersi/konferansı Sn. Aziz Sancar’dan yüz yüze alması ne kadar güzel olur. (Şimdi denebilir ki Aziz Sancar kaç gün kaç kişiye yetişsin. Lütfen olumsuzdan değil olumludan gidelim. Önemli olan temel kavram, temel gelişimler, kim olursa olsun aktarılması gerekli ortak temel gelişmeler. Eğer istiyorsak yaparız. Bir çok bilim insanımız var. ) Bu hem belirli standart bir hayat dışına çıkıp sosyalleşmeyi, hem de zorunlu bir iletişimi ve akılda içselleşmeyi, kalmayı sağlar.</li>
<li>Daha sonra evet sınav yapılsın. Çok objektif, eğitimleri veren bilim insanları ile ortak sınav soruları hazırlansın. Başarılı olanlara aynen tıpta olduğu gibi asistan öğretmen vb gibi ünvanlar evet verilsin. Bu ayrımcılık değil tam tersine öğretmenin hep güncel bilgi ile donanmış olduğunu gösterir. Ve evet o ünvanın farklı (daha yüksek) bir maaşı/getirisi olsun. Başarısız olanlar izleyen eğitim döneminde artık fiilen derslere giremesinler. Yani veli bilsin ki derse giren öğretmenler arasındaki fark sadece yaş farkıdır. Bilgi ortak ve günceldir. Derslere giremeyen öğretmenlerimiz mevcut maaşları ve yasal hakları ile Milli Eğitim Bakanlığımızda veya birçok devlet dairesinde farklı görevlere atanabilirler.</li>
<li>Ve şimdi gelelim bunu yapabilmek, mevcut öğretmen ve öğretmen adaylarımızın gönüllü olarak kabul edebilmesi için önce nasıl bir düzenlemeye bence gereksinim duyulacağına.
<ul>
<li>Kesinlikle, ücretli, sözleşmeli gibi ayrımlar kaldırılarak tüm öğretmenlerimiz kadrolu güvenceli Milli Eğitim Bakanlığı çatısı altında olmalılar. Aynı koşullarda olan her öğretmen aynı getiriyi almalı.</li>
<li>Öğretmenlerimizin sadece asgari bir yaşam getirisine değil çok entelektüel bir yaşam sürecekleri getiri düzeyine sahip olmaları sağlanmalı. Öğretmen çocuklara kitap okuyun derken içinden ben ayda kaç kitap alabiliyorum dememeli.</li>
</ul>
</li>
</ul>
<p>Evet öğretmenlik saygın, en temel ülke gelecek mesleği (her ne yapıyorsanız yapın mutlaka ilkokula gidersiniz) haline getirilir ise o zaman dönüp evet sayın öğretmenler 4-5 yılda bir eğitim de alacaksınız, sınava da gireceksiniz denebilir ve hiç kimse bence itiraz da edemez.</p>
<p>Ama yine dönüp dolaşıp (yazmazsam çatlarım) başa döndük. Tüm hayata bakışımızı, nasıl bir gelecek istiyoruzu tartışabilecek miyiz?</p>
<p>Karar sizin.</p>
<p><strong>Fotoğraf : Max Fischer</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://silisten.com/ogretmenlerimizin-sinavla-sinavi/">Öğretmenlerimizin Sınavla Sınavı</a> yazısı ilk önce <a href="https://silisten.com">Silisten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Maaş Hesaplarında Vergi Dilimleri</title>
		<link>https://silisten.com/maas-hesaplarinda-vergi-dilimleri/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sinan Çakaloz]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 24 Aug 2022 16:19:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Silis'Ten Köşe]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.silisten.com/?p=5236</guid>

					<description><![CDATA[<p>Son günlerin çok yoğun konularından biri maaş hesaplamalarında vergi dilimlerinin yükseltilmemesi. Bu dilimin yükselmemesi matematiksel olarak hangi sonuçlara yol açıyor tabi ki değinmiyorum. Benim sorunum vergi tahakkuk ve ödemesinin mantığı ile ilgili. Bu yazı sadece sabit maaşlı olarak çalışan kesim için geçerli. Umarım bir başka yazıda da ticari hayat için yazarım. Sayın Okurlar, yaygın olarak [&#8230;]</p>
<p><a href="https://silisten.com/maas-hesaplarinda-vergi-dilimleri/">Maaş Hesaplarında Vergi Dilimleri</a> yazısı ilk önce <a href="https://silisten.com">Silisten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Son günlerin çok yoğun konularından biri maaş hesaplamalarında vergi dilimlerinin yükseltilmemesi. Bu dilimin yükselmemesi matematiksel olarak hangi sonuçlara yol açıyor tabi ki değinmiyorum. Benim sorunum vergi tahakkuk ve ödemesinin mantığı ile ilgili. Bu yazı sadece sabit maaşlı olarak çalışan kesim için geçerli. Umarım bir başka yazıda da ticari hayat için yazarım.</p>
<p>Sayın Okurlar, yaygın olarak kaynağında tevkifat olarak yükseltilmemiş vergi dilimleri ile ödeme yapılmasının sorun olduğu ileri sürülüyor. Bana göre asıl sorun tevkifatın bir dönem (yani bir takvim yılı) bitmeden ay ay yapılıyor olması. Bu vergi diliminden bağımsız hatalı bir kavram bence. Maaşlı çalışanlar aslında almadıkları paranın vergisini ödüyorlar. (Az veya çok vergi dilimi ile.) Bana göre kazanç cebe/kasaya giren paradır. Yani önce fiilen o para her ne ise alırsınız, sonra vergisini ödersiniz. Tabi ki öderken de herkes gidip maliyeye yatıramayacağına göre çalıştığınız kurum (ki zaten bir bölümü kamu kurumu) verginizi bir sonraki dönemin maaşından keserek (yani yine kaynağında tevkifat) maliyeye yatırır. Şimdi ne demek istediğimi bir örnekle açıklayayım.</p>
<ul>
<li>Maaşınız brüt 10.000 TL.</li>
<li>Bu para size örneğin 2022 yılı 1. ayından itibaren net olarak ödenmeli. Yani banka hesabınıza 10.000 TL x 12 ay= 120.000 TL fiilen girmeli.</li>
<li>Sonra (bu maddede ve aşağıda yazacağım mahsupların hesabı tartışılabilir ama önemli olan mantık) barınma hakkı kavramı ile örneğin aylık 2.000 TL kira/ev taksidi &#8211; her nasıl tanımlarsanız &#8211; mahsup hakkı verilmeli. Yani 2.000 TL x 12 ay = 24.000 TL</li>
<li>Daha sonra insani su hakkı kavramı ile bir kişi için x m<sup>3</sup> su kullanım hakkı mahsup edilmeli. Örneğin suyun ortalama m<sup>3</sup> fiyatı 5 TL. Mahsup hakkı 5 m<sup>3</sup>. Bu durumda 5 TL x 5m<sup>3</sup>= 25 TL x 12 ay = 300 TL su bedeli mahsup olarak hesaba alınmalı.</li>
<li>Aynı mantıkla hesap elektrik ve doğalgaz için de yapılmalı. Bu değerlerin karşılığı da örneğin aylık toplam 1.000 TL çıkmış olsun. 1000 TL x 12 ay= 12.000 TL</li>
<li>Kişi eğer çocuk sahibi ise çocuk yaşına göre ortalama bir eğitim hakkı bedeli saptanmalı. Örneğin aylık 1.000 TL. 1.000 TL x 12 ay= 12.000 TL</li>
<li>Yine aylık sağlıklı beslenme bedeli 1.000 TL ise 12.000 TL insani beslenme hakkı da mahsuba alınmalı.</li>
<li>2022 yılı geliri olarak 120.000 TL hesaplamıştık. Şimdi bu gerçekten ele geçen para üzerinden;</li>
</ul>
<p>120.000 TL-(24.000 TL barınma + 300 TL su + 12.000 TL elektrik/doğalgaz + 12.000 TL eğitim +12000 TL beslenme = 60.300 TL) = 59.700 TL gerçek gelir vergisi matrahı bulunmalı. İşte vergi dilimi bu aşamada devreye girmeli ve örneğin 0-100.000 TL matrah için % 15 ise vergi oranı 59.700 TL uygulanarak 8.955 TL ödenecek vergi tahakkuk etmeli. Bu bedel de 2023 yılı maaşlarından 3. ve 6. aylarda yukarıda değindiğim gibi kesilerek maliyeye yatırılmalı.</p>
<p>Diyebilirsiniz ki sigorta primi vb de var. Evet doğru, burada anlatmak istediğim bir mantık. Önce fiilen kazanılmalı, sonra gerçekten kazanılanın vergisi ödenmeli. Bu nedenle mahsuba girecek kalemler, vergi dilimleri tartışılabilir. Ama mantık bu olmalı. Düşünün şu anda maaşlı çalışan bir kişi enflasyonun toplam etkisinin en fazla hissedildiği yılın son aylarında en düşük net maaşı alıyor.</p>
<p>Yine denilebilir ki kişi işten ayrıldı maaşları aldı. Vergisi ne olacak? Biliyorsunuz işsizlik maaşı vb uygulamalar var. Bu ödeneklerden çalışılan döneme ait vergi hesaplanarak düşülür. Ayrıca bu da yetmez ise yeni başladığı işteki maaşından öncelikle eksik kalan vergi tahsil edilir. Yani sorun kesin olarak çözülür. Önemli olan bizim gelirin fiilen gerçekleşmesi ve sonra vergisinin ödenmesi kavramına ne kadar sıcak baktığımızdır.</p>
<p>Bir noktayı daha belirteyim işimin yazılım olması nedeni ile maaş hesaplamalarının ne kadar karmaşık olduğunu ve her ay bir sürü işlemin yapılması gerektiğini biliyorum. İnanın bu mantık büyük bir basitlik ve operasyonel verimlilik getirir.</p>
<p>Eğer siyasetimiz kabul ederse veya başka sivil toplum örgütlerinde, medyada vb bu mantık tartışılmaya başlanır ise kaynak Silisten’dir denilsin isterim.</p>
<p><strong>Fotoğraf : Karolina Grabowska</strong></p>
<p><a href="https://silisten.com/maas-hesaplarinda-vergi-dilimleri/">Maaş Hesaplarında Vergi Dilimleri</a> yazısı ilk önce <a href="https://silisten.com">Silisten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gerçek Maliyet, Satış Fiyatı Ve Serbest Ekonomi İlişkisi Üzerine  </title>
		<link>https://silisten.com/gercek-maliyet-satis-fiyati-ve-serbest-ekonomi-iliskisi-uzerine/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sinan Çakaloz]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 07 Jul 2022 05:14:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Silis'Ten Köşe]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.silisten.com/?p=5223</guid>

					<description><![CDATA[<p>Aslında serbest ekonomi dediğimiz şey bildiğiniz (tabi ki ilk teorisi gibi hatalı bir tanımlama ile vahşi kapitalizm değil) kapitalist sistemdir. Bunu bir kenara koyalım. Kapitalist sistemlerin ana varsayım ve/veya kabulllerinden biri fiyatların serbest piyasada oluşmasıdır. (Tabi ki ABD’de bile anti tröst yasaları vb var. Bu nedenle artık vahşi kapitalizm en azından görünürde yok diyebiliriz.) Fiyat [&#8230;]</p>
<p><a href="https://silisten.com/gercek-maliyet-satis-fiyati-ve-serbest-ekonomi-iliskisi-uzerine/">Gerçek Maliyet, Satış Fiyatı Ve Serbest Ekonomi İlişkisi Üzerine  </a> yazısı ilk önce <a href="https://silisten.com">Silisten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Aslında serbest ekonomi dediğimiz şey bildiğiniz (tabi ki ilk teorisi gibi hatalı bir tanımlama ile vahşi kapitalizm değil) kapitalist sistemdir. Bunu bir kenara koyalım. Kapitalist sistemlerin ana varsayım ve/veya kabulllerinden biri fiyatların serbest piyasada oluşmasıdır. (Tabi ki ABD’de bile anti tröst yasaları vb var. Bu nedenle artık vahşi kapitalizm en azından görünürde yok diyebiliriz.) Fiyat oluşumunda baz/temel veri ilk alım/üretim matematiksel maliyetidir. (Bu yazı nihai tüketiciye satış noktası açısından okunmalıdır.) Bu temel kuralları Silisten okurlarının bilmediğini düşünmüyorum ve bu yazı her zamanki gibi kendim için dertleşme yazısı. Bu sabah hem çalışıp hem araştırmacı gazetecilik yaparken şekerin üretim maliyeti 9 TL (sanırım öyle duydum) satış fiyatı 25 TL bu olmaz, denetim eksik dendiğini duydum.  Bana göre önce kapitalizmin ruhundan başlayarak külliyen hatalı bir mantık.</p>
<ul>
<li>Nihai noktasındaki ürünün (bu yazı örneğinde şekerin) 9 TL’ye edinildiği doğru olabilir. Ancak bu baz maliyettir. Bu rakamın üzerine;
<ul>
<li>Personel</li>
<li>Enerji (ki ürününe göre buzdolabı, derin dondurucu vb)</li>
<li>Belki (büyük olasılık) kira</li>
<li>Amortisman (demirbaş)</li>
<li>Ürünün raf maliyeti</li>
<li>İşletmeye bağlanmakta olan paranın genel maliyeti (faiz diye de okuyabilirsiniz) vb dolaylı giderler eklenir. (Aslında daha fazla da uzatmıyorum)</li>
<li>Bir noktayı daha belirtmek gerekir bir ürünün fabrikadan nihai satış noktasına gelinceye değin en az bir defa maliyet değiştirici hareket görmesi çok büyük olasılıktır. (Yani aslında fabrika çıkış fiyatı son tüketim noktasına giriş fiyatı da olmayabilir.)</li>
</ul>
</li>
<li>Şimdi eğer bu yazdıklarım doğru ise ki yanlış olduğunu sanmıyorum maliyet 9 TL varsayımı hatalı değil midir?</li>
<li>Bir başka konu her ürün aynı görünse dahi aynı mıdır? Şekerin nesi farklıdır diyebilirsiniz? A fabrikası kesme şekeri yosundan üretilmiş % 100 çevreci karton kutuya koymuşsa onun maliyeti farklı olmaz mı? (Yosundan kağıt üretimi mümkün bildiğim kadarı ile.) Bu durumda baz maliyet dahi artmış olmaz mı?</li>
<li>Diğer bir konu nihai satış noktası ben personelime asgari ücret vermem, + a, b, c olanaklarını da sağlıyorum demişse (örneğin: özel sağlık sigortasını işverenin karşılaması) (var mı demeyin benim bildiğim böyle işletmeler var) o zaman birebir aynı ürün için dahi maliyet artmaz mı?</li>
<li>Başka bir konu bir işletme benim mağazam a, b, c konseptinde beğenmeyen gelmesin derse ne denebilir. Bence de beğenmeyen gitmesin.</li>
</ul>
<p>Ve şimdi sıra sizi çıldırtmaya geldi. Nereye döndük dersiniz? Üretim, tüketim ve ticaret sistematiklerine değil mi? Eğer bunların tek birini tartışmaya açmadan sadece fiziksel maliyetlerden gidip, devletin a bu kar fazla diyerek denetim yapmasını/ceza vermesini mantıklı buluyorsak (ki olabilir bu fikre de saygı duyarım) o zaman konuşmamız gereken daha da temelde kapitalist düzen ve/veya bizim kapitalist düzeni algılayışımız değil midir?</p>
<p>Evet Sayın Okurlar, bana göre (artık tekrarlamayacağım neler olduklarını) en temeli ama en temeli konuşmayacaksak, analiz etmeyeceksek bu yaptığımız tartışmalar, konuşmalar boşunadır.</p>
<p>Tekrar iyi bayramlar dilerim.</p>
<p><strong>Fotoğraf : Kelly</strong></p>
<p><a href="https://silisten.com/gercek-maliyet-satis-fiyati-ve-serbest-ekonomi-iliskisi-uzerine/">Gerçek Maliyet, Satış Fiyatı Ve Serbest Ekonomi İlişkisi Üzerine  </a> yazısı ilk önce <a href="https://silisten.com">Silisten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Edirne-Bodrum Otobüs Yolculuğu</title>
		<link>https://silisten.com/edirne-bodrum-otobus-yolculugu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sinan Çakaloz]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 05 Jul 2022 04:45:43 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Silis'Ten Köşe]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.silisten.com/?p=5220</guid>

					<description><![CDATA[<p>Biliyorsunuz bu sabah bir otobüs kazası oldu ve biri çocuk 6 vatandaşımız hayatını kaybetti. 25 kişi de yaralı varmış. Sayın Okurlar, medyadan okuduğum/dinlediğim başlıkları yazayım. Sonra bana görelerimi yazayım ve sonra ne yaparsak yapalım bu “kaza”lar biter mi siz karar verin. Ancak bunu yapmadan en azından Türkiye’nin batısını Edirne’den Bodrum’a kadar gösteren bir haritayı önünüze [&#8230;]</p>
<p><a href="https://silisten.com/edirne-bodrum-otobus-yolculugu/">Edirne-Bodrum Otobüs Yolculuğu</a> yazısı ilk önce <a href="https://silisten.com">Silisten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Biliyorsunuz bu sabah bir otobüs kazası oldu ve biri çocuk 6 vatandaşımız hayatını kaybetti. 25 kişi de yaralı varmış. Sayın Okurlar, medyadan okuduğum/dinlediğim başlıkları yazayım. Sonra bana görelerimi yazayım ve sonra ne yaparsak yapalım bu “kaza”lar biter mi siz karar verin. Ancak bunu yapmadan en azından Türkiye’nin batısını Edirne’den Bodrum’a kadar gösteren bir haritayı önünüze açarsanız çok sevinirim.</p>
<ul>
<li>Otobüs Edirne’den Bodrum’a gidiyor.</li>
<li>Ama kaza Lüleburgaz’da oluyor. Çünkü bir yolcunun ifadesinden öğreniyoruz ki o vatandaşımız Bursa bileti almış.</li>
<li>Yani bu otobüs önce ve en az (büyük olasılık) İstanbul Esenler, İstanbul Alibeyköy, İstanbul Dudullu’dan Bursa’ya gidecek. Sonra tahminen büyük olasılık yolda ne kadar il ve hatta önemli merkez varsa uğrayacak.</li>
</ul>
<p>Şimdi Sayın Okurlar, gelelim bana görelere.</p>
<ul>
<li>Bu otobüs teorik en mantıklı kısa güzergahtan Bodrum’a giderse büyük olasılık koltuk verimliliğini yakalayamayacaktı. Yani ne sürücü/lerin (taş çatlasa iki kişidir) yorgunluğu ve ne de eğer var ise Edirne’den Bodrum’a gidecek kişilerin o süredeki perişanlığı ve çok uzun süre temas riski verimlilik kavramının önüne geçemiyor.</li>
<li>Birçok otoyol yaptık. Ama kazalar önlenemedi. (Anımsayın İstanbul Kuzey Marmara yolunda gündüz gözü -ki bu kaza da sabah gün ışığında- otobüs viyadük ayaklarına çıktı. Yani otoyol yapmak belki kazaları azaltmış olabilir ama kazaların önüne geçemedi. (Bu konudaki istatistikleri bilmiyorum.) Bir başka konu otoyollar yapıldı ama karayolu ulaşımında süreler kısalmadı. (Otobüs yolculuklarında özellikle.)</li>
</ul>
<p>Peki bu durumda gerçek sorun ne? Bu kadar masraf emek neden yeterince çözüm olmadı. Ulaşım mantığımız düzenlenmeden çözüm olabilir miydi? Peki ulaşım mantığımız kentleşme ve yaşam niteliklerimiz analiz edilmeden çözülebilir miydi? Şu anda yeter dediğinizi duyar gibiyim. Ama farkında mısınız gerçekten başa dönüyoruz hep.</p>
<p>Sayın Okurlar, eğer başta İstanbul olmak üzere kentleşme mantığımız bu ise, eğer bu kentleşmeye paralel ulaşım mantığımız bu kadar karayolu bazlı ise ve bu karayolu bazlı ulaşımın tek organize olduğu nokta otogarlarda peron sırası ise (ikramdan, isim hakkı ödemelerine vb neler var) Allah aşkına ne bekliyoruz.</p>
<p>Tüm temel veri durum (kentleşme ve insan kaynağımız) aynı kalsa dahi hiç değil ise ulaşım mantığımızı düşünemez miyiz yeniden? Örneğin;</p>
<ul>
<li>Büyük havaalanları yapmak yerine kentlere yakın küçük hava alanları inşa edip (kısa pistli az yer kaplayan) küçük uçak ve hatta helikopterlerle ucuz seferler yapamaz mıyız? Bence yapılır.</li>
<li>İnanılmaz bir deniz varlığımız var. Özellikle kısa ve hatta orta mesafelerde denize ulaşımı olan merkezlere yeni teknolojili ekonomik ve çevreci deniz araçları ile seferler koyamaz mıyız? (Marmara’da var demeyin. Çok az.) Ciddi anlamda dolmuş gibi kalkan araçlardan bahsediyorum. Baştan biraz boş gitsinler hatta. Psikolojik karayolu isteği direnci kırılmalı. Bak otobüse hatta kendi aracımıza alternatif var diyebilmeliyiz.</li>
<li>Yüksek hızlı trenler yerine özellikle sık kalkan ekonomik normal hızlı tren seferleri başlatamaz mıyız?</li>
<li>Özellikle İstanbul için otobüs yolculuğu mantığımız değişmeli. Ama bunun için ayrı bir muhteşem öneriler dizisi yazacağım.</li>
</ul>
<p>Bence bunların hepsi yapılabilir. Ama biz farklı bakış açıları ile eylemi bıraktım tartışmaya açık mıyız?</p>
<p>Kurban bayramınızı en içten dileklerimle kutluyorum.</p>
<p><strong>Fotoğraf : Ali Khalil</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://silisten.com/edirne-bodrum-otobus-yolculugu/">Edirne-Bodrum Otobüs Yolculuğu</a> yazısı ilk önce <a href="https://silisten.com">Silisten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>SMA Tedavisi Hukuki Süreci Üzerine Öneri</title>
		<link>https://silisten.com/sma-tedavisi-hukuki-sureci-uzerine-oneri/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sinan Çakaloz]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 26 Jun 2022 18:25:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Silis'Ten Köşe]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.silisten.com/?p=5216</guid>

					<description><![CDATA[<p>Biliyorsunuz SMA Hastalığında gen tedavisi üzerine bir tartışma var uzun süredir. 2,5 milyon USD seviyesinde olan bu tedavi yöntemi için Valilikler onayı ile kampanya yapılıp bağış toplanmasına izin veriliyor. Ancak bildiğim kadarı ile bu tedavi yönteminin bilimsel anlamda tam onayının olmadığı gerekçesi ile bedeli SGK tarafından karşılanmıyor. SMA Hastası çocukların aileleri ise bu tedavinin  alındığı [&#8230;]</p>
<p><a href="https://silisten.com/sma-tedavisi-hukuki-sureci-uzerine-oneri/">SMA Tedavisi Hukuki Süreci Üzerine Öneri</a> yazısı ilk önce <a href="https://silisten.com">Silisten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Biliyorsunuz SMA Hastalığında gen tedavisi üzerine bir tartışma var uzun süredir. 2,5 milyon USD seviyesinde olan bu tedavi yöntemi için Valilikler onayı ile kampanya yapılıp bağış toplanmasına izin veriliyor. Ancak bildiğim kadarı ile bu tedavi yönteminin bilimsel anlamda tam onayının olmadığı gerekçesi ile bedeli SGK tarafından karşılanmıyor. SMA Hastası çocukların aileleri ise bu tedavinin  alındığı vakalardaki olumlu gelişmeleri örnek gösterip resmi destek istiyorlar. Sayın Okurlar, veri durumdan hareketle çıkarım yapıp somut önerimi yazayım.</p>
<ul>
<li>İlk olarak Devletimizin anladığım kadarı ile bu açıklamadan gen tedavisine resmi destek vermemesinin nedeni bütçe olanakları değil. Resmi desteğin olmamasının nedeni tamamen bilimsel onaylı bir tedavi yöntemi kapsamında henüz görülmemesi. Bunun da açılımı bu tedaviyi alan çocuklarımızda bugün olmasa da gelecekte bir yan etki veya daha kötü bir sonuçla karşılaşılması halinde doğacak hukuki, etik, vicdani sonuçlar.
<ul>
<li>Yorumum resmi desteğin verilmemesinde bütçenin değil bilimin ön plana alınması güzel.</li>
<li>Ancak şu anda tedavi edilmez ise dönülemez bir yola girecek çocuklarımızın aileleri için <strong>UMUT</strong> kavramının ne kadar önemli olduğunu da yadsıyamayız. Bir DS çocuk babası olarak o aileleri olağanüstü iyi anlıyorum ve çok haklı olarak gelecekteki olası yan etkiyi değil bugünün sonucunu ön plana almalarını çok haklı buluyorum.</li>
</ul>
</li>
</ul>
<p>Peki bu durumda ne yapalım? Bence aşağıdaki yöntemi uygulayabiliriz.</p>
<ul>
<li>Bir bölümü yasanın çıktığı tarih itibariyle bilimsel olarak saptanmış bir tarih aralığındaki çocuklarımız dışında yararlanmaya kapalı hukuki düzenleme yapalım. Bu düzenleme ile ;
<ul>
<li>Gen tedavisi almak isteyen çocuklarımızın ailelerine yönelik bu tedavinin olası riskleri konusunda bir açıklama hazırlasın Sağlık Bakanlığı.</li>
<li>Daha sonra bir ibraname ve taahhütname hazırlasın Adalet ve Sağlık Bakanlığı. Ne şimdi (tedavi alındığında) ne de gelecekte geriye dönük olarak hiçbir itirazda, maddi manevi tazminat ve/ceza talebinde bulunulamayacağını içersin bu metinler. Bu itiraz ve taleplerin gerek bireysel örneğin: o günün Sağlık Bakanı ve gerekse tüm Hükümet kurumsal kişiliğine getirilemeyeceğini içersin.</li>
<li>Ailelerin bugüne kadar toplamış oldukları bağışların kendi çocukları adına Devlete devredileceği taahhüt edilsin.</li>
<li>Sonra Sağlık Bakanlığı bu konuda (gen tedavisi) yetkin (mevcut koşullarda yetkin) kurumları saptasın ve ilan etsin.</li>
<li>Sonra bu tedaviden yararlanabilecek durumda (kilo-yaş vb kriterleri) olan çocukların aileleri isterlerse bulundukları İl Sağlık Müdürlüğüne gitsinler. Noter ve avukat eşliğinde İl Sağlık Müdürlüğündeki bilim insanları ailelerin yüzüne olası sorunları ve çekinceleri anlatsın. Hala istiyoruz diyen ailelere bu kez ibraname ve taahhütnameler imzalatılsın. Bu imzalar alındıktan sonra seçilmiş kurumlardaki tedavi giderleri o ailelerin çocukları için toplamış oldukları bağışlar düşülerek doğrudan kuruma (tıp merkezine) Devlet tarafından ödensin.</li>
</ul>
</li>
<li>Gelelim geçicilik konusuna. Bugün sanırım SMA Hastalığı içinde önceden risk tanımı yapılabiliyor ve hatta SMA ile ilgili Sağlık Bakanlığı düzenlemesi var diye biliyorum. Ve sağlık Bakanlığı desin ki bundan sonra (örneğin: ücretsiz SMA tanı düzenlemesi tarihine göre) ön tanı yaptırmamış ailelerin gen tedavisi giderlerini ben karşılamıyorum. Bu tanıyı yaptırmadan çocuk sahibi olursanız benden bir şey beklemeyin. Ama eğer tanıyı yaptırmanıza karşın bu sorun ortaya çıkarsa yine ben tedavi giderlerini üstleniyorum.</li>
</ul>
<p>Ne dersiniz Sayın Okurlar bu aileler için bir umut olmaz mı? Devletimiz için de hukuki sorunları önlemez mi? Eğer siyaset bu öneriyi bir şekilde gündemine alırsa Silisten fikridir desinler isterim.</p>
<p><strong>Fotoğraf : Tu Nguyen</strong></p>
<p><a href="https://silisten.com/sma-tedavisi-hukuki-sureci-uzerine-oneri/">SMA Tedavisi Hukuki Süreci Üzerine Öneri</a> yazısı ilk önce <a href="https://silisten.com">Silisten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Trafik “Sorunu”  </title>
		<link>https://silisten.com/trafik-sorunu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sinan Çakaloz]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 14 Jun 2022 06:40:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Silis'Ten Köşe]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.silisten.com/?p=5205</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bu yazı, bu konudaki kaçıncı yazım bilmiyorum. Aslında her yazım neredeyse bir öncekinin tekrarı gibi. Ama ben suçlu değilim. Kendini tekrarlayan toplum, zaten ruhsal sorunları olan beni tekrarlamaya itiyor. Aşağıdaki yazı bir kez daha belirtmek isterim ki olmayan trafik “sorunu” üzerine değildir. Felsefi olarak, düşünce sistematiği olarak, mantık olarak -artık her ne derseniz- bana göre [&#8230;]</p>
<p><a href="https://silisten.com/trafik-sorunu/">Trafik “Sorunu”  </a> yazısı ilk önce <a href="https://silisten.com">Silisten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bu yazı, bu konudaki kaçıncı yazım bilmiyorum. Aslında her yazım neredeyse bir öncekinin tekrarı gibi. Ama ben suçlu değilim. Kendini tekrarlayan toplum, zaten ruhsal sorunları olan beni tekrarlamaya itiyor. Aşağıdaki yazı bir kez daha belirtmek isterim ki olmayan trafik “<strong>sorunu</strong>” üzerine değildir. Felsefi olarak, düşünce sistematiği olarak, mantık olarak -artık her ne derseniz- bana göre bizlerin neden ile  sonuç arasındaki  çok önemli  kavramsal farkı bilemeyişimiz üzerinedir. Ve bunu bilmediğimiz veya bilemediğimiz veya bilmek istemediğimiz için ülkemiz hep aynı şeyleri konuşup bir adım değişememektedir. Hayatımızda tek bir defa ama tek bir defa eylem icra etmek yerine önce düşünsek ama gerçekten çok derin düşünsek kesin olarak her şey farklı olur.</p>
<p>Sizler için işlerim arasında araştırmacı gazetecilik yapıyorum. Bu sabah müşteri randevum yoktu. Çalışırken arka planda Fox TV’de Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Sn. Zeydan Karalar ile Sn. İsmail Küçükkaya’nın Adana’nın trafik “sorunu” üzerine konuşup çözüm olarak metro yatırımını değerlendirdiklerini dinledim ve tabi derhal kapattım. Çok samimi olarak ruhsal sorunlarım var demiştim.</p>
<p>Sayın Okurlar, dünyanın herhangi bir ülkesinin ve şehrinin trafik sorunu olmadığı gibi İstanbul’un, Adana’nın ve Türkiye’nin herhangi bir kentinin trafik sorunu yoktur. İddia ediyorum Yeni Delhi’nin de, Mexico City’nin de Londra’nın da trafik <strong>SORUNU</strong> en az Büyük Sahra çölü kadar <strong>YOKTUR</strong>. (Bize dönelim.) Sorun denen kavram <strong>SONUÇTUR.</strong> <strong>SORUN</strong> değildir. Sonuçlar en azından kısa ve hatta orta vadede  değiştirilemezler. (Belki hiç değiştirilemezler.) Olmuştur bitmiştir. Ancak <strong>NEDENLER SORUN</strong> olabilir. Ve sadece <strong>SONUÇLARIN</strong> <strong>NEDENLERİ</strong> düzeltilebilir. Yani metro, metrobüs, hafif raylı sistem vb vb her ne yaparsanız yapın nüfus nicelik nitelik ilişkisinden başlayarak silsile halinde giden kentleşme-kentleşememe diye de okuyabilirsiniz-, sanayileşme -doğru sanayileşememe diye de okuyabilirsiniz-, tarım, doğa sorunlarınızı çözmeden metro vb yaparak trafik <strong>“SORUNUNU”</strong> <strong>ÇÖZEMEZSİNİZ. Bu akla mantığa aykırıdır. Olmamıştır, olamayacaktır.</strong></p>
<p>Peki ne yapalım böyle mi kalsın diyebilirsiniz. Bir adım daha ötesi bunlar yapılmasaydı daha beter olurdu diyebilirsiniz. Sayın Okurlar, defalarca yazdım evet böyle kalsın. Ne olursa olsun. Çünkü bugüne kadar sürekli bu söylemi tekrarladığımız için milyarlar harcadık ve sonuç değişmedi. Bugün İstanbul’da Tavşantepe’den, Kadıköy’e kadar çok sık metro çalışıyor ve dolu. Bu hat E-5  (ki bu yol aslında İstanbul Ankara yoludur) altından gidiyor ve bu kadar sık Metro çalışırken trafik öğlen saatlerinde dahi  duruyor. Tanrı aşkına kaç metro hattı yapıp, kaç dakika aralıkla kaldırsanız E-5 açılır. Sayın Okurlar, fiziksel sınırlar var. Yalvarıyorum artık ne İstanbul’a ne Adana’ya ne de başka bir kente bir şey yapmayalım. Lütfen düşünelim. Neden 3 köprü, iki boğaz altından tünel ve onlarca metro hattı yaptık ve hala <strong>“TRAFİK SORUNUNDAN”</strong> bahsediyoruz. Neden? Allah aşkına çok mu zor bu soruyu düşünmek?</p>
<p>Ve şimdi çıkalım <strong>“TRAFİK SORUNUNDAN”</strong> eğer biz gerçek <strong>SORUN</strong> ile yani <strong>NEDEN</strong> ile, sorunların sonuçlarını bıraktım analiz etmeyi kavramlarını ayıramazsak neyi nasıl çözeriz? Çözemeyiz. Editör de, siz de bana katlanırsınız.</p>
<p><strong>Fotoğraf : Photography Maghradze PH</strong></p>
<p><a href="https://silisten.com/trafik-sorunu/">Trafik “Sorunu”  </a> yazısı ilk önce <a href="https://silisten.com">Silisten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Asgari Ücrete Zam</title>
		<link>https://silisten.com/asgari-ucrete-zam/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sinan Çakaloz]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 11 Jun 2022 05:21:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Silis'Ten Köşe]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.silisten.com/?p=5200</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sayın Okurlar, kendimce enflasyon, hayat pahalılığı ilişkisi üzerine birkaç yazı kaleme almıştım. Sonra siyaset dahil enflasyon/hayat pahalılığı ilişkisi üzerine  yorumlar başladı. Ve en sonunda işveren kesimi de hayat pahalılığı konusuna girdi ve hatta asgari ücret artırılmalı dedi. Şimdi bu noktayı koyun bir kenara. Tüm kişisel aidiyetlerden sıyrılarak tamamen resmi verileri dikkate alarak bazı veri /fiili [&#8230;]</p>
<p><a href="https://silisten.com/asgari-ucrete-zam/">Asgari Ücrete Zam</a> yazısı ilk önce <a href="https://silisten.com">Silisten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sayın Okurlar, kendimce enflasyon, hayat pahalılığı ilişkisi üzerine birkaç yazı kaleme almıştım. Sonra siyaset dahil enflasyon/hayat pahalılığı ilişkisi üzerine  yorumlar başladı. Ve en sonunda işveren kesimi de hayat pahalılığı konusuna girdi ve hatta asgari ücret artırılmalı dedi. Şimdi bu noktayı koyun bir kenara. Tüm kişisel aidiyetlerden sıyrılarak tamamen resmi verileri dikkate alarak bazı veri /fiili durumu kısaca notlayalım. (Bu yazı sadece maaş ile çalışanlar üzerinedir.)</p>
<ul>
<li>Enflasyon yapısal bir biçimde yüksek. (Maliye Bakanlığı açıklaması sanırım  2023 yılı sonu için 19,9. Yani 2023 yılı sonu için tek hane yok. Ve yineliyorum bizim tek hane algımız % 10 altı. Bu oran, olumlu anlamda hedef ülkelerde ise sorun.)</li>
<li>TÜFE değeri ÜFE değerinden çok düşük. Yani üretici kendi maliyetini bir şekilde tüketici fiyatına tam olarak yansıtmıyor.</li>
<li>Buna rağmen hayat pahalı. (Siyaset de iktidarı ile muhalefeti ile bunu kabul ediyor.)</li>
</ul>
<p>Şimdi veri durum eğer bu ise asgari ücret nasıl artar? Neden devlet artırsın? İsteyen işveren artırsın. Tutan mı var? Ama işte tam da burada işveren diyor ki asgari ücreti artıralım ama işveren üzerindeki vergi yükünü/işveren payını azaltalım. Peki bu durumda asgari ücrete zammı kim yapmış oluyor? Çünkü unutmayalım, dünya üzerinde hiçbir devletin parası yoktur. Vergiler başta olmak üzere kamu kaynaklarını kullanır. Yani işveren payı düşerse, düşüren halk adına hareket ederek halkın parasını harcayan devlettir. Bir yani daha,  halka zam yapmak için halkın parası kullanılmış olur. Bir başka nokta evet devlet işverene yardımcı olsa dahi işverenin yükü (maliyeti) daha da artacaktır. Bu durumda mutlaka bu maliyet artışı bir şekilde tüketici fiyatlarına yine yansıyacaktır. Tüketici fiyatlarına yansıması demek en azından ÖTV, KDV olarak toplumun devlete daha fazla vergi aktarması demektir. (Çünkü ÖTV, KDV işlemine konu olan ürün/hizmet matrahı artmış demektir.) Alın size bir döngü. Düpedüz kendi maaş artışınızı kendiniz finanse ediyorsunuz neredeyse.</p>
<p>O zaman şöyle yapsak mı ne dersiniz? Neden işverene destek olunsun? İşveren de maaşa zam yapmasın. Vatandaş bu halde mi kalsın demektesiniz. Hayır geçici bir yasa çıkartalım. Tek hane madem hedef (Tek hane konusunda görüşlerim belli ama geçelim) bu hedef gerçekleşinceye kadar Maliye Bakanlığı TÜİK tarafından saptanan yoksulluk sınırı ile bu sınırın altında ödenen net maaş arasındaki farkı doğrudan sigortalı T.C. vatandaşlarının (Son 25 yılda T.C. vatandaşı olanlar hariç örneğin) hesabına yatırsın. Bu durumda hiçbir şekilde işverene teşvik gerekmediği gibi işveren de kendisi zam yapmayacağı için o andaki üretim/tedarik vb  maliyeti artmayacaktır. Ayrıca kısa vadede bir tüketim artışı yaşanabileceğinden yine vergi geliri de artabilecektir. Ancak çok özetle şunları söylediğinizi duyuyorum.</p>
<ul>
<li>Bütün maaşlar bir anda asgari ücrete düşürülerek veya işten çıkartıp yeniden işe asgari ücretle alınarak farkı devletin ödemesi sağlanır.
<ul>
<li>Doğru matematik bir olasılık. Ancak bu durumda da maaşlarda indirim yapma ve işten çıkartıp aynı kişiyi aynı grubun başka şirketinde çalışır gösterme de yasaklanır bu geçici yasa geçerli olduğu sürece. Yine ayrıca bu yasa geçerli olduğu sürece işveren hangi nedenle olur ise olsun işten çıkarma uygular ise yararlanmakta olduğu her türlü teşvik kesilir denir. (Ayrıca bu ödemenin yapılacağı vatandaşların bir bölümünün zaten kamu personeli olduğunu da unutmayalım.)</li>
</ul>
</li>
<li>Peki bu halkın cebinden finanse değil mi? Fark şu yineliyorum, biri işveren maliyetine yansır biri yansımaz.</li>
<li>Peki hadi kısa vadede olabilir dedik. Ama zaten yukarıda dediğimiz TÜFE’ye yansımayan ÜFE yok mu? Fırsattan istifade bu yansıma hızlanmaz mı? Evet bence de olur.</li>
</ul>
<p>Peki o zaman dönmedik mi başa. Yani yapısal bir sorunu geçici/güncel etkili önlemlerle çözemeyiz. Peki bir soru daha hiç mi bir şey yapmayalım. Bence bu yazdıklarım çok geçici süre için yapılabilir. Ama asıl artık çok ciddi olarak geleceğimizi planlamak zorundayız. Ve bunun 1. Maddesi ise topluma 6 ayda (ki bundan vazgeçildi) 2 yılda vb sorunu çözeriz vaadinden vazgeçmektir. 2. Madde hoş olmasa da bizlerin de bunu kabul etmesidir. 3. Madde -ki bu tekrar- bir an önce kişisel aidiyetlerden sıyrılarak hedeflediğimiz gelecek ne düşünme zamanı artık? Yani gerçekten fiziksel bir şeyler yapmadan önce düşünme eylemi.</p>
<p>Karar sizin.</p>
<p><strong>Fotoğraf : Pixabay</strong></p>
<p><a href="https://silisten.com/asgari-ucrete-zam/">Asgari Ücrete Zam</a> yazısı ilk önce <a href="https://silisten.com">Silisten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Enflasyon Pahalılık Öncesi Hız Sınırı  </title>
		<link>https://silisten.com/enflasyon-pahalilik-oncesi-hiz-siniri/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sinan Çakaloz]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 04 Jun 2022 05:50:36 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Silis'Ten Köşe]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.silisten.com/?p=5192</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sayın Okurlar, bir önceki yazım  “..Sayın Okurlar meramımı anlatmaya üç yazı bile yetmedi. Tekrar görüşmek üzere.” cümleleri ile bitmişti. Bu yazı inşallah bu konudaki bir milyonuncu son yazım olacaktı ve olacak ama önce bazı otoyollardaki hız sınırı değişimine/yükseltilmesine değineceğim. (Ne kadar alçak gönüllü olduğumu göreceksiniz.) Biliyorsunuz 1 temmuzdan geçerli olarak bazı otoyollarda hız sınırı 140 [&#8230;]</p>
<p><a href="https://silisten.com/enflasyon-pahalilik-oncesi-hiz-siniri/">Enflasyon Pahalılık Öncesi Hız Sınırı  </a> yazısı ilk önce <a href="https://silisten.com">Silisten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sayın Okurlar, bir önceki yazım  “..Sayın Okurlar meramımı anlatmaya üç yazı bile yetmedi. Tekrar görüşmek üzere.” cümleleri ile bitmişti. Bu yazı inşallah bu konudaki bir milyonuncu son yazım olacaktı ve olacak ama önce bazı otoyollardaki hız sınırı değişimine/yükseltilmesine değineceğim. (Ne kadar alçak gönüllü olduğumu göreceksiniz.)</p>
<p>Biliyorsunuz 1 temmuzdan geçerli olarak bazı otoyollarda hız sınırı 140 km, ceza sınırı 154 km yükseltildi. (Sayın İç İşleri Bakanı limit artırımının bu hıza çıkılsın demek olmadığını belirtti.) Bu yollardan biri de yanılmıyorsam yeni İstanbul-İzmir Otoyolu. Sayın Okurlar, sizden ricam <strong>28 Eylül 2010, 3 Kasım 2010 ve 14 Temmuz 2016 </strong>tarihlerinde milliyet.com.tr’de yayınlanmış ve halen de yayında duran yazılarıma bir göz atın lütfen. Biliyorsunuz açıklamalar (resmi olanda, medyada yer alanda) bu yolun 3.5 saate ineceği yönündeydi. Burada detaya girmeyeceğim, bunun matematik olarak yasal hız limitleri içerisinde tek tek somut nedenlerini belirterek yapılamayacağını yazmıştım. Evet yapılır ama hangi hızlarla ve hangi sürüş tekniği ile diye eklemiştim. Şimdi yaklaşık 12 yıl sonra bu limitler değişti. Hiç değilse matematik biraz dengelendi. Ama o zaman da söylemiştim, peki artan hızların, her şeyi bir kenara bıraktım çevreye maliyeti ne olacak? Peki o zaman tekrar soru şu? Biz araçların optimal hızında gideceksek o zaman eski yol ile bu yol arasındaki zaman farkı ne olur? Bu konuyu kapattım.</p>
<p>Şimdi Sayın Okurlar, dönelim gerçek konumuza. Bu arada biliyorsunuz resmi yıllık enflasyon da açıklandı. (% 73,5) Siyasetimiz, iktidarı ile muhalefeti ile 6 aydan 2 yıla varan sürelerde bu enflasyonun düşeceğini söylüyor. Yaz mevsimi gelmesinden, israfın önlenmesine kadar bir sürü düşürme gerekçesi var. Ama en önemlisi ortak sevdamız üretim. Şimdi soru şu;</p>
<ul>
<li>Neyi</li>
<li>Ne zaman</li>
<li>Neden</li>
<li>Nasıl üreteceğiz ki bıraktım altı ayı iki yılda enflasyon tek haneye düşsün.</li>
</ul>
<p>Ve enflasyon eğer düşerse ki (dedim ya düşebilir de) bu yapısal olarak kalıcılaşır mı ve hayat pahalılığı da azalır mı? Çünkü şu anda % 73,5 açıklanan enflasyonun 2023 yılında tek hane olabilmesi için matematiksel anlamda kısa süre içerisinde aralıksız – (eksi) değerleri kalıcı olarak görmeliyiz. Ve bu tek haneyi elde etmemiz hayat pahalılığının bittiği anlamına gelmez. Çünkü yıl başında 100 olan değer şu anda 173,50. Tek haneye dönmek, bu değer üzerinden artışın küçük rakamlarla sürmesi demek. Yani sorun var artış hızı düşük  demek. Tekrar yani, ya gelirler bu değerlerin üzerinde gerçek anlamda artacak ki (bu yeni bir enflasyon dalgası başlatabilir) ya da enflasyon o kadar çok düşecek ki gelir artmadan 100 değeri örneğin 85 olacak. Aksi eğer olası ise bir tek okur yazsın. Özür dileyeceğim ve editörüme istifamı vereceğim.</p>
<p>Peki Sayın Okurlar, Allah aşkına tüm kişisel aidiyetlerinizden sıyrılarak sadece matematik, fizik, doğa yasaları ile düşünün bu vaatler aklınıza yatıyor mu? Ve bir şey daha somut bir biçimde, örneğin;</p>
<ul>
<li>Abc yatırımlarını (her ne ise) Gg/aa/yy-gg/aa/yy dilimlerinde a b c kaynakları ile yapacağım</li>
<li>Bu yatırımların dönüşü 999 ay-yıl (her ne ise) olur</li>
<li>Bu dönüşe kadar toplum nicelik nitelik yapısını her alanda şu şekilde şu yasalar ile değiştireceğim dendiğini duydunuz mu?</li>
</ul>
<p>Cevap sizde kalsın. Başka sorum yok.</p>
<p><strong>Fotoğraf : Martin Dusek</strong></p>
<p><a href="https://silisten.com/enflasyon-pahalilik-oncesi-hiz-siniri/">Enflasyon Pahalılık Öncesi Hız Sınırı  </a> yazısı ilk önce <a href="https://silisten.com">Silisten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Üretim Sözü Enflasyon İçin Sihirli Reçete Midir?  </title>
		<link>https://silisten.com/uretim-sozu-enflasyon-icin-sihirli-recete-midir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sinan Çakaloz]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 24 May 2022 04:54:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Silis'Ten Köşe]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.silisten.com/?p=5180</guid>

					<description><![CDATA[<p>Enflasyonun nedenleri için ekonomistler arasında birçok görüş vardır. Örneğin enflasyon için parasal bir olgu denebilir. Piyasada para hacmi genişlerse enflasyon olur. Para basımı enflasyonu tetikler. Ancak bazen para basımı da gerekir. Örneğin Covid salgını sırasında zorunlu nedenlerle tüm dünyada para basıldı. Ancak ABD’nin para basması ile bizim basmamız birbirine benzemiyor. Ama yapılması gerekebilir. Bir başka [&#8230;]</p>
<p><a href="https://silisten.com/uretim-sozu-enflasyon-icin-sihirli-recete-midir/">Üretim Sözü Enflasyon İçin Sihirli Reçete Midir?  </a> yazısı ilk önce <a href="https://silisten.com">Silisten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Enflasyonun nedenleri için ekonomistler arasında birçok görüş vardır.</p>
<p>Örneğin enflasyon için parasal bir olgu denebilir. Piyasada para hacmi genişlerse enflasyon olur. Para basımı enflasyonu tetikler.</p>
<ul>
<li style="list-style-type: none">
<ul>
<li>Ancak bazen para basımı da gerekir. Örneğin Covid salgını sırasında zorunlu nedenlerle tüm dünyada para basıldı. Ancak ABD’nin para basması ile bizim basmamız birbirine benzemiyor. Ama yapılması gerekebilir.</li>
</ul>
</li>
</ul>
<ul>
<li>Bir başka neden maliyet enflasyonudur ki bizdeki duruma çok da uyduğu söylenebilir. Maliyetler artarsa (ÜFE diye okuyun) nihai tüketici fiyatı da (TÜFE diye okuyun) artar denir. Aslında doğru. Ancak nihai tüketici için alım değeri/fiyat arttığı halde üretici fiyatı artmayıp (daha doğrusu ne kadar artsa da) üreticinin zarar etmesi de söz konusudur. (Çok net basit bir örnek, süt  üreticisi için çiğ süt alım fiyatı artarken, üreticinin zarar etmeye devam edip ama tüketicinin çok daha pahalı ürüne ulaşımı.)
<ul>
<li>Yani soru kimin hangi maliyeti şeklinde daha fazla anlam kazanır.</li>
</ul>
</li>
<li>Bir malın arzı düşerse fiyatı artar.
<ul>
<li>Bu da doğru. Örneğin olağanüstü iklim durumları, savaşlar vb vb malın arzını düşürebilir. Hatta kasıtlı olarak arz düşürülebilir.</li>
</ul>
</li>
</ul>
<p>Peki ama nihayette enflasyonun sürekli ve yüksek yaşanmasının nedenleri olarak bu ve benzeri sayılabilecek olgular yeterli midir? Veya soru şu şekilde de sorulabilir. Az gelişmiş ve/veya gelişmekte olan ülkelerde enflasyon süreci sadece teorik -tabi ki doğru teoriler- olarak bu ve benzeri nedenler ile açıklanabilir mi?</p>
<p>Bence bu nedenlerin tamamı doğru ama genelde gelişmekte ve/veya az gelişmiş ülkelerin durumunu açıklamakta yetersizdir. Ancak eğer nedenleri bu şekilde sınırlarsanız -yani temel nedenlere inmek yerine parasal ve/veya olağanüstü durumları neden kabul ederseniz -önlemlerinizde parasal/güncel operasyonlardır. Örneğin faizi &#8211; + değiştir, kur politikaları, açık piyasa işlemleri, merkez bankalarının bankacılık operasyonları -munzam karşılık yükseltilmesi-, farklı tahvil/bono ihraçları, pazarın denetlenmesi/ceza uygulamaları vb vb. Bu sefer önlem diye yaptıklarınız da bir başka nedene dönüşmeye başlarlar. Ancak bu tanımlamada siyasetin tercihidir. Sorun basit ise çözümü de basittir. Karmaşık konularla uğraşmaya gerek yoktur. Sayın Okurlar, yapısal bir durum güncel önlemlerle ve/veya üretim diyerek ve hatta cidden üretime soyunarak çözülemez bana göre. Ve bu nedenle siyasetin iktidar veya muhalefet benim için farketmez, 6, 12, 24 ay gibi bir sürede enflasyonu tek hanelere indireceğiz saptamaları anlamsızdır yine bana göre. Çünkü herhangi bir piyasa önlemi ve/veya önlemleri ile -yukarda biraz değindim- ve/veya seçim yapılması ile enflasyon puansal olarak düşebilir ve hatta gerçekten tek haneye inebilir. (Bu arada tekrar anımsatmak isterim ki 9,99 da tek hanedir ekonomi biliminde, 1,00 da. Ve yineliyorum bizim hedefimiz, gelişmiş ülkelerde sorundur) Ancak bu yine bir dalgalanmadır ve temel yapı değişmeden yeniden son derece kısa bir sürede tekrar herhangi bir nedenle yükselişe geçer.</p>
<p>“Kendi içinde çelişki içindesin, sorun yapısal diyorsun ve üretim kavramına neredeyse biraz alaycı yaklaşıyorsun” dediğinizi duyar gibiyim.</p>
<p>İşte Sayın Okurlar, şimdi döndük ilk yazının -ÜRETMEK ÇÖZÜM MÜ?- orta bölümüne. Üretim kelimesi ve önermesi sihirli değnek değildir. Üretimin niteliğinin, hedef kitlesinin, sürecinin, miktarının, maliyetinin, karlılığının ne olacağı/olması gerektiği saptanmadan fiziksel üretimin -her ne veya neler üretiyorsanız, üretmek istiyorsanız- bana göre hiçbir anlamı ve etkisi  yoktur. Ayrıca hizmet sektörü/üretimi için de bu kavramlar geçerlidir. Örneğin 5 yıldızlık tesislere tur satmak da, doğa turizmi de sonuçta turizm eylemidir.</p>
<p>Sayın Okurlar, meramımı anlatmaya üç yazı bile yetmedi. Tekrar görüşmek üzere.</p>
<p><strong>Fotoğraf : İbrahim Boran </strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://silisten.com/uretim-sozu-enflasyon-icin-sihirli-recete-midir/">Üretim Sözü Enflasyon İçin Sihirli Reçete Midir?  </a> yazısı ilk önce <a href="https://silisten.com">Silisten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
